Meme Sağlığında Diyet 

Meme sağlığı açısından sağlıklı ve dengeli beslenme nasıl olmalıdır?

Farklı gıdalardaki sağlıklı bileşenlerin birlikte etki ettiklerine inanılmaktadır. Herhangi bir tek gıdanın faydaları tüm beslenmenin bir bölümü olarak değerlendirilmelidir. 





Aşırı miktarlarda tek bir gıdaya güvenmek yerine çeşitli gıdalardan oluşan dengeli bir diyet şunları içermektedir:
  • Taze sebzeler ve meyveler tüketin
  • Tam-tahıl ekmekler ve gevrekler, ceviz, badem, fındık, yer fıstığı, pirinç, makarna ve bakliyat gibi diğer bitkisel gıdalar tüketin
  • Yağ alımını toplam kalorinin %30'undan daha azına düşürün ve salatalarınızda zeytinyağı, yemeklerinizde kanola ve fındık yağı gibi sağlıklı yağları tercih edin
  • Salamura edilmiş ve tütsülenmiş gıdaların alımını en aza indirin
  • Sağlıklı bir kiloya ulaşın ve o kiloyu koruyun
  • Eğer varsa, alkol tüketimini azaltın
Bitkisel gıdalardan zengin bir beslenmenin birçok hayvansal ürün içeren bir beslenmeden daha sağlıklı olabileceği konusunda fikir birliği mevcuttur. Ayrıca lifli gıda tüketiminin bağırsaklardan östrojen emilimini azaltarak meme kanseri riski açısından koruyucu olabileceği deneysel çalışmalarda gösterilmiştir.


Bu gıdaların neden sağlıklı olduğu düşünülüyor?

Bitkisel kimyasallar meyveler, sebzeler, tahıllar, bakliyat ve diğer bitkilerde bulunmaktadır. Bu bitkisel kimyasalların bazılarının hücreyi kansere sebep olabilen hasardan koruduğuna inanılmaktadır. 
Daha çok sebze, meyve ve belirli bitkisel kimyasallar içeren diğer bitkisel gıdalar yenerek kanser riskinin % 40’a kadar azaltılabileceği düşünülmektedir. Araştırmalar, bazı bitkisel kimyasalların şunları yapabileceğini göstermiştir:
  • Potansiyel kanser sebebi maddelerin (kanserojen) oluşumunun durdurulmasına yardım etmek
  • Hücrelere saldıran kanserojenlerin durdurulmasına yardım etmek
  • Hücrelerdeki herhangi bir kanser-benzeri değişikliği durdurmak ve temizlemek 
  • Bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi
  • Vücutta inflamasyonu azaltmak
  • DNA hasarını önlemek ve DNA onarımına yardımcı olmak
  • Hormonların düzenlemek


Obezite (aşırı kilo alımı) meme kanseri açısından risk midir?

Obezite varlığı (vücut kitle indeksi 30) meme kanseri riskini menopoz öncesi %15, menopoz sonrası yaklaşık %30 oranında arttırmaktadır. Bel bölgesindeki yağlanma, kalça-uyluk bölgesindeki yağlanmaya göre riski daha fazla arttırmaktadır.


Faydalı bitkisel kimyasallar nelerdir?

En faydalı bitkisel kimyasalların bazıları şunlardır:
  • Beta karoten ile sebze ve meyvelerdeki diğer karotenoidler
  • Kırmızı şaraptaki resveratrol
  • Çaydaki polifenoller
  • Turpgillerdeki (çin lahanası, karalahana, brokoli, brüksel lahanası, sarımsak, hardal yaprakları, turp yaprakları, karnabahar gibi lahana aile üyeleri) izotiyosiyanatlar
  • Domateste bulunan likopen
  • Soyada bulunan izoflovanlar
  • Brokoli filizinde bulunan sülforafan


Faydalı bitkisel kimyasallara kolayca ulaşabilir miyim?

Tahıllarda bulunduğundan dolayı beslenmenize bitkisel kimyasalların ilavesi oldukça kolaydır. Örneğin; bir havuçta 100’den fazla bitkisel kimyasal bulunmaktadır. Toplam 4000’den fazla bitkisel kimyasalın tanımlanmış olduğunu tahmin edilmektedir, ancak sadece 150 kadarı detaylı incelenmiştir. Kanser riskinin azaltılmasında hangi bitkisel kimyasalların faydalı olabileceğini bulmak için daha çok araştırmaya ihtiyaç vardır.
Bitkisel kimyasalları içeren tüm sebze, meyve, bakliyat ve tahılları yiyerek bitkisel kimyasal takviyesi almanın faydalı olduğuna dair bir kanıt olmadığı unutulmamalıdır. Vücudu sağlıklı olarak koruyanın bu bileşikler ile yenen diğer gıdaların birleşimi olduğuna inanılmaktadır. Hap şeklinde bir veya iki bitkisel kimyasalın yüklenmesi günde birkaç kez yenen sebze ve meyve ile tam tahıllı ekmekler, hububat, ceviz, badem, fındık, yer fıstığı, pirinç ve bakliyat gibi diğer bitkisel kaynaklarla çeşitli gıdalardan oluşan beslenmeden daha faydalı olmayacaktır. 
Sağlığı teşvik eden bitkisel kimyasalların birkaç ana grubu vardır.
Flavonoidler sebze, meyve ve tahılların çoğunda bulunmaktadır. Soya fasulyesi, nohut ve meyan kökünde bulunan flavonoidler bir miktar östrojen gibi davranabilirler. Bu bitkilerdeki östrojen benzeri bileşiklere fitoöstrojenler adı verilmektedir. Ancak birçok fitoöstrojenin çok zayıf östrojen benzeri aktivitesi vardır. Zayıf bir östrojen benzeri madde vücudun doğal östrojeninin konumuyla yer değiştirdiği zaman zayıf madde kısmi bir anti-östrojen gibi rol oynayabilir. Bu şekilde davranarak fitoöstrojenler oluşması östrojene bağlı olan meme kanseri gelişimine karşı yardımcı olabilir. Ancak bu gıdalarda sadece az miktarlarda fitoöstrojen bulunmaktadır. 
Antioksidanlar, vücudun hücrelerini serbest radikallerden – normal hücre fonksiyonu sırasında oluşan kararsız moleküller – korumaktadır. Hava kirliliği, radyasyon, sigara içilmesi ve böcek ilaçları da vücudumuzdaki serbest radikalleri ortaya çıkarabilir. Serbest radikaller bir hücrenin genetik bölümlerine hasar verebilir ve kontrolsüz hücre çoğalmasını tetikleyebilir. Bu değişiklikler kanser ve diğer hastalıkların gelişimine yardım edebilir. 
Antioksidanlar brokoli, Brüksel lahanası, lahana, karnabahar, domates, mısır, havuç, mango, tatlı patates, soya fasulyesi, kavun, portakal, ıspanak, fındıklar, marul, kereviz, karaciğer, balık yağı, tohumlar, tahıllar, pancar, kırmızıbiber, patates, yaban mersini, çilek, siyah ve yeşil çayda bulunmaktadır. Bir kural olarak koyu renkli sebze ve meyvelerde diğer sebze ve meyvelere göre daha fazla antioksidan bulunmaktadır. 
Karotenoidler, koyu sarı / turuncu / yeşil sebze ve meyvelerde bulunur ve kanser riskinin azalmasına yardımcı olurlar.
Antosiyaninler, üzümler, yabanmersini, kızılcık ve ahududuya koyu renklerini veriler ve laboratuvarda anti-inflamatuar ve anti-tümör etkileri bulunduğu gösterilmiştir. 
Organo-sülfidler, Sarımsak, soğan, pırasa, arpacık soğan, turpgiller bulunur ve bağışıklık sistemini güçlendirebilir.
Bitkisel kimyasalların etkileri ile ilgili kanıtların çoğu temelde bitkisel esaslı beslenen insanların gözlenmesinden gelmektedir. Bu insanlarda belli tip kanserler ile kalp hastalığı daha az oranlarda görülmektedir. Özgün bitkisel kimyasallar ile kanser riski azalması arasındaki birlikteliklerin bazıları çok ikna edicidir, ancak daha fazla araştırma gereklidir. Şimdiye kadar herhangi bir bitkisel kimyasalın kanser oluşma riskini azaltmaya yardım ettiğine veya oluşmuş kanseri yok etmeye yardım ettiğine dair hiçbir kesin kanıt yoktur.
İndoller ve glukosinolatlar, diğer bitkisel kimyasallar gibi, kanser riskini azaltmaya yardımcı olabilir. Tümör büyümesini önlediği ve kanseri tetikleyen hormonların üretimini azalttığı iddia edilmiştir. Brokoli, lahana, karnabahar ve Brüksel lahanasında bulunur.
İnositoller, hücre hasarını önlemektedir. Kepek, mısır, yulaf, pirinç, çavdar ve buğday ile fındık ve soya fasulyesinden bulunur.
İzoflavonlar, tümör büyümesini engellemekte ve kanserle ilgili hormonların üretimini sınırlamaktadır. Genellikle soya fasulyesi, baklagiller ve keten tohumunda yaygın olarak bulunur.
Polifenoller, kanser oluşumunu ve iltihaplanmayı önleyebilir. Genellikle yeşil çay, üzüm, şarap, çilek, narenciye, elma, kepekli tahıl ve fıstıklarda bulunur.


Hangi gıdaları tüketmek gerekir? 

Beslenmenin içermesi gereken asla tek bir yaşamsal yiyecek maddesi olmayacaktır. Daima çeşitli sebzeler, meyveler, baklagiller ve tam tahıllardan oluşan dengeli bir beslenme önerilmektedir. 
Soya fasulyesi: Soya fasulyesi, çok az yağ ve hiç kolesterol olmaksızın büyük miktarda proteini almanın en çok kullanılan, en ucuz ve en az kalorili yoludur. Soya peyniri, fasulyenin kendisi, soya sütü ve soya tozu dahil olmak üzere çeşitli biçimlerde yenebilir. 
Soyada sağlıkla ilgili birçok bitkisel kimyasallar bulunmaktadır. Protein kinaz inhibitörleri, hücre büyümesi ve faaliyetini normal tutulmasına yardımcı olur. Fitosteroller ve saponinler kolesterol düzenlenmesine yardımcı olur. Fenolik asit ve fitatlar antioksidanlardır.
Ayrıca zayıf fitoöstrojenler (bitkilerde bulunan östrojen benzeri bileşikler) olan izoflavonlar vardır. Soya peyniri ve soya süt ürünlerinin farklı türlerinde izoflavon düzeyleri değişkenlik göstermektedir. Vücuttaki östrojen, soyadaki östrojen benzeri izoflavonlardan kat kat daha güçlüdür. Dolayısıyla, zayıf soya ürünü hücrelerdeki doğal yüksek güçlü östrojen ile yer değiştirirse, o zaman belki soya daha güçlü bir östrojen sinyalini tercih eden kanserlere karşı koruyucu olabilir.
Omega-3 yağ asitleri: Omega-3 yağ asitleri, pek çok vücut faaliyetlerinde, özellikle bağışıklık sistemi yanıtlarında yer alan önemli bir besindir. Vücut omega-3 yağ asitlerini üretmez ve yenen gıdalardan almak gerekir. Araştırmalarda omega-3 yağ asitlerinin ani kardiyak ölüme sebep olabilen aritmi riskini (anormal kalp ritmini) azaltarak kalp hastalığı riskinin azalmasına yardımcı olabileceği göstermiştir. Omega-3 yağ asitleri ayrıca atardamarlardaki plakların büyümesini yavaşlatır ve kandaki sağlıksız tip kolesterol (düşük yoğunluklu lipoproteinler) ve trigliseritlerin seviyelerini azaltır.
Omega-3 yağ asitleri lignanlar adı verilen zayıf östrojen etkisi gösterebilen bileşiklerin iyi bir kaynağıdır. Zayıf bir östrojen benzeri madde, meme hücresindeki östrojen reseptöründe vücudun doğal güçlü östrojeninin yerini aldığı zaman, zayıf madde görece bir anti-östrojen gibi hareket edebilir. Bu şekilde hareket ederek lignanlar büyümesi östrojene bağımlı olan meme kanserine karşı çalışabilir. Ancak araştırmalar omega-3 yağ asitlerinin meme kanseri riskine etkileri konusunda hiçbir kesin birliktelik göstermemiştir.
En yüksek omega-3 yağ asidi konsantrasyonları sardalye, somon, ringa balığı, ton balığı, morina, uskumru, kalkan ve köpekbalığı gibi soğuksu balıklarında bulunmaktadır. Bu yağ asitleri, keten tohumu, ceviz, barbunya, fasulyesi ve soya fasulyesi gibi bitkisel gıdalarda daha düşük konsantrasyonlarda bulunmaktadır. Bazı yetkili beslenme uzmanları her gün omega-3 yağ asitleri bakımından düzeyi yüksek balıktan zengin bir beslenme veya 1-2 çay kaşığı keten tohumu yenmesini önermektedir.
Keten tohumu: Keten tohumu ile ilgili 1950'lerden beri potansiyel bir kanserle mücadele gıdası olarak bahsedilmiştir. Tahıl un, yemek ve tohum olarak bulunmaktadır. Bazı çoklu tahıl ekmekleri, hububat, kahvaltı çubukları ve sandviç ekmeklerinde bulunur. Kızarmış tohumları salata, yoğurt veya sütlü tatlılara serpilir.
Omega-3 yağ asitleri gibi keten tohumu da iyi bir lignan (zayıf östrojen etkisi olan bileşikler) kaynağıdır. Zayıf bir östrojen benzeri madde, meme hücresindeki östrojen reseptöründe vücudun doğal güçlü östrojeninin yerini aldığı zaman, zayıf madde görece bir anti-östrojen gibi hareket edebilir. Bu şekilde hareket ederek lignanlar büyümesi östrojene bağımlı olan meme kanserine karşı çalışabilir. Lignanlar keten tohumu gövdesinde yoğunlaşmıştır. Tohumlar ezildiği zaman, vücut lignanları daha kolay edinir. Keten tohumu koruyucu etkileri ile ilgili kanıtların çoğu hayvanlarda yapılan birkaç küçük çalışmalar elde edilmiştir. Keten tohumunun kanser üzerindeki olası etkilerini insanlarda araştırmak gereklidir.
Keten tohumu, kolesterol düşürmeye ve barsak sağlığını yüksek tutmaya yardımcı olabilir. Keten tohumu içindeki yağ omega-3 temel yağ asidi alfa linoleik asittir. Keten tohumu liften zengindir. Onu yemek tercih edilirse, küçük miktarlar ile başlanmalı ve bol su içildiğinden emin olunmalıdır. Günde 1-2 çay kaşığı ezilmiş keten tohumu yenmesi önerilmektedir.
Domates: Likopen domatesi kırmızı yapar ve diğer turuncumsu meyve ve sebzelerin renklerini verir. İşlenmiş domates en yüksek miktarda likopene sahiptir, ancak karpuz, pembe greyfurt ve taze domates de iyi kaynaklarıdır. Bazı çalışmalar, işlenmiş domates biraz zeytin yağı ya da tereyağı ile yendiğinde (örneğin, domates sosu) çiğ domates suyu içme ile karşılaştırıldığında vücudun lökopeni daha kolay emdiğini düşündürmektedir.
Likopen, güçlü bir antioksidandır. Çalışmalar bol miktarlarda domates ürünleri yiyen insanlarda akciğer, prostat ve mide kanseri riskinin daha düşük olduğunu düşündürmektedir. Likopen rahim, meme, pankreas, kolon ve yemek borusu kanserlerine karşı korunmada da yardımcı olabilir, ancak bu henüz kanıtlanmamıştır. Ancak domates seviyorsanız ve alerjiniz ya da onları yemeyi engelleyen diğer başka tıbbi durumunuz yoksa, tam bir domates diyeti yapmanın hiçbir zararı yoktur, tadını çıkarın.
Sarımsak: Sarımsak; soğan, pırasa, taze soğan ve Frenk soğanı ile yakından ilgilidir. Uzun yıllar boyunca, sarımsağın kanser ve enfeksiyon ile savaşma konusunda yardımcı olabileceği iddia edilmiştir. Sarımsağın mide ve karın sorunları için de yararlı olabileceği söylenmiştir.
Sarımsak birçok sülfür içerir. Bunlar hem onun kokusunu vermekte hem de sağlıkla ilgili yararlarını sağlamaktadır. Sarımsak aynı zamanda bir antioksidandır. 
Sarımsak, mide ülserine neden olabilen ve mide kanseri ile bağlantılı bir bakteri olan Helicobacter pylori seviyelerini azaltabilir. Sarımsağın kanser üzerindeki yararlı etkileri ile ilgili diğer araştırma sonuçları çok belirleyici değildir.
Yenen sarımsağın nasıl hazırlanacağı ve miktarı konusunda birçok görüşler vardır. Bir diş sarımsağı pişirmek veya kesmek sarımsağın içindeki aktif bileşiklerin miktarını ve türünü değiştirir. Bu nedenle, bazı insanlar çiğ yenmesini önermektedir.
Büyük miktarda, özellikle çiğ sarımsak yemek, gastrointestinal sistemi irrite ederek mide tahrişi ve gaza neden olabilir. Ama her gün makarna sosu, sarımsaklı ekmek veya salata sosunda birkaç tane diş kullanılsa bile bir problem olmamaktadır.
Brokoli: Brokolide (özellikle brokoli filizinde) bulunan sulforafan kanserojen maddelerin zararlı etkilerini ortadan kaldırmakta ve vücuttan atılımlarını kolaylaştıran enzimleri harekete geçirmektedir. Farklı kanser tiplerinde hücrelerin çoğalma döngüsünü durdurabilecek, kanserde patolojik bir süreç olan anjiyojenezi (yeni damarların oluşması) durdurabilecek ve kanser oluşumunda rol oynayan HDAC enziminin etkinliğini azaltabilecek uzun etkili bir antioksidan olduğu görülmüştür. 
D vitamini: D vitamini eksikliği meme kanserinde sık görülüyor. Bazı çalışmalar bize D vitamini eksik olan hastalarda tedavi başarısızlıklarının daha fazla olduğunu gösteriyor. Özellikle, östrojen reseptörü negatif olan, koltuk altındaki lenflere sıçrama yapmış ve büyüme, çoğalma kapasitesi biraz daha fazla olan meme kanseri tiplerinde D vitamini eksikliğinin daha olumsuz sonuçlar oluşturduğu bilinmektedir. D vitamini takviyesi alan hastalarda 5 yıl içerisinde meme kanseri görülme riskinin daha az olduğunu gösteren önemli çalışmalar mevcuttur.
Çiğ gıda ile beslenme: Kendi sağlıklarını geliştirmek için ellerinden gelen her şeyi yapmak isteyen bazı insanlar sayesinde çiğ gıda ile beslenme popüler olmaya başlamıştır. Beslenmedeki tüm gıdalar çiğ yenir, böylece gıdaların kimyasal yapısı değişmez. Çiğ gıda ile beslenme savunucuları, yiyeceklerin ısıtılması içlerindeki enzimleri parçaladığından dolayı, çiğ gıdaların pişmiş gıdalardan daha faydalı enzimler içerdiğine inanmaktadır.
Çoğu çiğ gıda beslenme tarzı sadece meyve, sebze, fındık ve tohumlar içerirken, bazı çiğ beslenme tarzları çiğ süt, et ve yumurta içermektedir. Çiğ veya az pişmiş et ve süt ürünleri bakteriler içerebilir ve yendiğinde hastalığa neden olabilir. Bu özellikle meme kanseri tedavisine bağlı bağışıklık sistemi baskılanması varsa önemlidir. Bir çiğ gıda beslenme tarzıyla ilgileniliyorsa, çiğ hayvansal ürünlerden kaçınılmalıdır.
Şu anda, bir çiğ gıda beslenme tarzının meme kanseri riskini azalttığına dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Beslenme tarzı meyve, sebze ve kepekli tahıllardan zengin olduğu için sağlığa yararlı olabilecek bir dizi bitkisel kimyasallar içermektedir. Hiçbir hayvansal ürün içermeyen katı bir çiğ gıda beslenme tarzı özellikle kemoterapi veya diğer meme kanseri tedavilerini alanlarda yeterli protein, demir, kalsiyum ve diğer önemli minerallerin alımını engelleyecektir.
Mikrobiyotik beslenme: Makrobiyotik beslenme, ilk kez meme kanserine yakalanma riskini düşürmek veya bir meme kanserinin nüks etme riskini azaltmak isteyen kişiler arasında popüler olmaya başlamıştır. Sebze ve kepekli tahıllar makrobiyotik beslenmenin merkezinde bulunmaktadır. Çoğu gıdalar çok az işlenmiştir ve süt ile süt ürünleri, kırmızı et, kahve, yumurta ve şekeri ile beslenme önerilmemektedir. Vitaminler ve takviyeler de önerilmemektedir.
Makrobiyotik beslenme, fiziksel aktiviteyi vurgulayan ve elektromanyetik radyasyon ile böcek ilaçları ve kimyasallara maruziyeti sınırlayan daha geniş bir makrobiyotik yaşam felsefesinin bir parçasıdır. Makrobiyotikler ayrıca yemek pişirmenin daha özgün yollarını ve sadece tava ve ahşap, cam, çelik veya emaye kaplar kullanılmasını önermektedir.
Makrobiyotik tarz bir beslenmeyi uygulayan kadınlarla ilgili çalışmalar diğer kadınlara kıyasla östrojen düzeylerinin hafifçe daha düşük olduğunu göstermiştir ve büyümesi östrojene bağlı olan meme kanseri riskini azaltabilir. Şu anda, makrobiyotik beslenme tarzının meme kanseri riskini azalttığına dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. Beslenme tarzı meyve, sebze ve kepekli tahıllardan zengin olduğu için sağlığa yararlı olabilecek bir dizi bitkisel kimyasallar içermektedir. Hiçbir hayvansal ürün içermeyen katı bir makrobiyotik beslenme tarzı özellikle kemoterapi veya diğer meme kanseri tedavilerini alanlarda yeterli protein, demir, kalsiyum ve diğer önemli minerallerin alımını engelleyecektir. Makrobiyotik beslenme tarzı ve meme kanseri riskini nasıl etkileyebileceği konusunda daha fazla araştırma gerekmektedir.


Besin Güvenliği

Meme kanseri tedavisi sırasında ve sonrasında bağışıklık sistemi zayıflayabilir. Hastalık yapabilecek bakteri ve diğer organizmalardan uzak durulmalıdır. Gıdalarınızı güvenli saklamak ve sağlığınızı korumak için gıdaları satın alırken ve hazırlarken uygulayabileceğiniz bazı adımlar şunlardır;
Besinler satın alırken uygulanması gereken adımlar:
  • Zorunlu etiket bilgilerinin yer aldığı ambalajlı ve etiketli besinleri tercih ediniz. Ambalajsız besinler ile ambalajı yırtılmış veya bozulmuş besinleri satın almayınız.
  • Kolay bozulabilen ve kısa sürede tüketilmesi gereken et ve süt ürünlerinde son tüketim tarihi; diğer ürünlerde ise tavsiye edilen tüketim tarihi mutlaka kontrol ediniz.
  • Çabuk bozulabilen et, tavuk, balık gibi besinleri alışverişin sonunda alınız. Bunların çiğ tüketilecek besinlerle temasını önleyiniz ve soğuk zincir bozulmadan en kısa süre içerisinde (en fazla iki saat, sıcak havalarda en fazla bir saat içinde) buzdolabına yerleştiriniz.
  • Donmuş besinleri alışverişin sonunda alınız. Çözünmemiş olmasına ve ambalajın iç kısmında buz kristallerinin olmamasına dikkat ediniz. Bu tür besinleri en kısa zamanda dondurucuya yerleştiriniz. 
  • Kaynağı bilinmeyen, denetimsiz sokak sütü satın almayınız. Pastörize ve uzun ömürlü sütleri (UHT) tercih ediniz.
  • Kırık, çatlak, kirli yumurta satın almayınız ve yumurtaları kullanmadan önce yıkayınız.
  • Hazır kıyma yerine parça etten çektirilen kıyma, parça tavuk yerine de bütün tavuk tercih ediniz.
  • Ezik, çürük, çamurlu ve böcek yeniği olan meyve ve sebzeleri satın almayınız, mevsimine uygun turfanda olanları tercih ediniz 
  • Konserve besin satın alınırken alt ve üst kapakların şişkin olmamasına, kutusunun hasar görmemiş olmasına, kapağının gevşememiş ve zedelenmemiş olmasına dikkat ediniz.
  • Tahıl, kuru baklagillerin, sert kabuklu yemişler ve yağlı tohumların küflü, böcek yenikli ve kırık taneli olmamasına özen gösteriniz.
Hazırlarken uygulanması gereken adımlar:
  • Ellerinizi sık sık, ılık - sıcak su (çok sıcak değil) ve çok sabun kullanarak yıkayınız. Ellerinizi durulamadan önce 30 saniye boyunca köpürtünüz. Bilim insanları, tüm gıda kaynaklı hastalıkların yaklaşık yarısının uygun el yıkama ile ortadan kaldırılabileceğini tahmin etmektedir. Ellerinizi şu durumlarda yıkamayı unutmayınız:
  • Yemekten önce ve sonra 
  • Tuvaleti kullandıktan sonra
  • Bebek bezi değiştirdikten sonra
  • Evcil hayvanları elledikten sonra
  • Hapşırma veya öksürükten sonra
  • Çiğ et, yumurta, tavuk ve balık elledikten sonra
  • Çöpleri elledikten sonra
  • Paraya dokunduktan sonra
  • Kirli araç-gereçlere dokunduktan sonra
  • Öksürüp-hapşırdıktan sonra
  • Kabukları yemeyecek olsanız veya kabuğu soyacak olsanız bile meyve ve sebzeleri iyice yıkayınız. Kabuğu dilimleme sırasında bakteri gibi kirletici maddeleri yiyeceğiniz bölüme ekebilirsiniz.
  • Et, süt ürünleri ve ekmek için farklı bıçaklar ve kesme tahtaları kullanınız. Çiğ ve pişmiş gıdalar için farklı bıçaklar ve kesme tahtaları kullanınız.
  • Tüm gıdalarınızı uygun ısıda pişiriniz. Gıdaların uygun pişirme sıcaklıkları ile ilgili bilgilere çeşitli kaynaklardan ulaşabilirsiniz.
  • Son kullanma tarihleri geçmiş olan gıdaları kullanmayınız.
  • Protein esaslı gıdaları 2 saatten fazla buzdolabı dışında bırakmayınız. Bunlar; süt, yumurtalar, mayonez, krema, et, kümes hayvanları, balık, vb’ni içermektedir. Eğer protein esaslı gıdalar 2 saatten fazla dışarıda ise çöpe atınız.
  • Bir gıda kavanozu kapağı altında veya iç plastik gıda ambalajının (örneğin, sosis ambalajı) içinde hava mevcutsa, bu yiyecekleri atınız. Bu hava gıda içinde çoğalan bakterilerden gelen gazdır.
  • Yağları, fındık ve benzeri gıdaları serin ve kuru bir yerde saklayın. Sıcak bir iklimde yaşıyorsanız, onları buzdolabında tutmak gerekebilir.
  • Başta çiğ tavuk olmak üzere et ve balıkla temas eden tüm yüzeyleri ve araç-gereçleri her kullanım sonrasında deterjanlı bol sıcak su ile yıkayınız ve/veya dezenfekte ediniz.
  • Dondurulmuş besinleri buzdolabı sıcaklığında orijinal ambalajı içinde veya mikrodalga fırınlarda çözündürünüz.
  • Bir kez çözündürülmüş olan besinler tekrar dondurmayınız.
  • Terbiye edilmiş et ürünlerini ağzı kapalı bir şekilde buzdolabında muhafaza ediniz.


Liv Hospital'da diyet programı nasıl hazırlanıyor? 

Meme sağlığı veya genel vücut sağlığınızla ilgili diyet konusunda her türlü yardımı hastanemizden alabilirsiniz. Meme sağlığı ile ilgili olarak hastanemize müracaat eden hastalara meme hastalıkları konusunda uzmanlaşmış Genel Cerrahi Uzmanları tarafından öncelikle bir fizik muayene yapılmaktadır. Daha sonra hastalar gerekli radyolojik tetkikleri için meme hastalıkları konusunda uzmanlaşmış bir Radyoloji Uzmanına yönlendirilmektedir. Hastanın yakınmalarına göre gerekirse kan tetkikleri de yapılabilmektedir. Radyolojik sonuçları takiben hasta gerekirse ileri tetkiklere yönlendirilmekte, eğer ileri tetkik gerekmiyorsa gerekli tedavisi düzenlenmekte ve daha sonra meme sağlığı ve diyeti konusunda uzmanlaşmış bir diyetisyene yönlendirilmektedir. 


Hangi hekim ve kliniklerle iş birliği içinde çalışılıyor?

Meme hastalıkları konusunda uzmanlaşmış Genel Cerrahi Uzmanları ile Beslenme, Radyoloji, Endokrinoloji ve İç Hastalıkları Uzmanları iş birliği içinde çalışmaktadır. 


 

Uzmanına Sor / Görüntülü Görüşmeler ve Sağlık Hizmetleri Evinizde