AORT

Uzmanına Sor / Görüntülü Görüşmeler ve Sağlık Hizmetleri Evinizde



Ortalama bir ömürde yaklaşık 200 milyon litre kanı kalpten tüm vücuda taşıyan ana atar damar olan aort, kalpte kapakla başlar ve diyaframa kadar olan kısmı torasik aort, diyafram sonrası karın  içinde ilerleyen kısmı ise abdominal aort olarak adlandırılır. Hasar gören veya zayıf olan aortta genişleyip balonlaşma (anevrizma) veya tabakalarının yırtılması (diseksiyon) görülebilir. Seyrek olarak aortta daralma ve tamamen tıkanma ortaya çıkabilir. Bütün bunlar hayatı tehdit edici bir olayla karşılaşma riskini çok yükseltir.

Birçok Uzman Bir Arada Olmalı


Farklı şekillerde ve sebeplerle ortaya çıkan ve sonuçları açısından korkutucu olan aort damar ve kapak hastalıklarının tanı ve tedavisi için birçok uzmanın bir arada çalışması gerekir. Bunlar kardiyoloji, kalp ve damar cerrahisi, radyoloji, romatoloj, nöroloji ve genetik uzmanları olarak sayılabilir. Liv Hospital Aort Merkezi’nin amacı; kardiyolog, kalp damar cerrahı ve diğer uzmanların bilgi, tecrübe ve becerilerini birleştirerek aort hastalıkları için gereken en doğru tanı, takip ve tedavi yöntemlerini seçmeleri ve en yetkin şekilde kullanmalarını sağlamaktır.
 

Aortun Hasar Görmesine Yol Açan veya Zayıflatan Etkenler Nelerdir?

  • Ateroskleroz (Damar sertleşmesi)
  • Medial dejenerasyon
  • Hipertansiyon, sigara kullanımı
  • Genetik hastalıklar (Marfan sendromu gibi)
  • Doğumsal bozukluklar
  • Bağ doku hastalıkları, otoimmün ve inflammatuar hastalıklar
 

Aortta Ortaya Çıkan Tedavi Gerektiren Hastalıklar Nelerdir?

  • Aort anevrizmaları
  • Aort diseksiyonları
  • Penetran aort ülserleri
  • İntramutal hematom
  • Aort koarktasyonu
  • Aort stenoz ve tıkanması
  • Aort kapak yetersizliği
  • Aort kapak darlığı

Aort hastalıkları çoğunlukla şikayet vermeden gelişirler ve ani olarak hayati olaylar ile ortaya çıkarlar ancak çok sayıda şikayet değişik aort hastalıkları ile ilişkili olabilir.

Ani başlayan derin ve yırtılır tarzda göğüs veya karın ağrısı aort diseksiyonu veya rüptürü ile ilişkili olabilir.
Öksürük, nefes darlığı, yutkunmada güçlük veya ağrı büyük torasik aort anevrizmalarında görülebilir.
İnme, geçici inme veya ayaklarda ağrı aort aterosklerozunda veya diseksiyonlarında ortaya çıkabilir.
Ses kısıklığı hızlı ilerleyen genişlemelerde sinir basısına bağlı görülebilir.
Endovasküler yaklaşımda nekahat dönemi daha kısadır

Aortta aterosklerozdan sonra en sık görülen patoloji olan anevrizmalar aortun çapının normalin 1.5 katından daha büyük olması olarak tanımlanır.  

Anevrizmaların yaklaşık yüzde 17’si torasik, yüzde 78’i ise abdominal yerleşimlidir. Torasik anevrizmaların yaklaşık yüzde 70’inde tanısı konulmamış olarak kalır. Yırtılması durumunda ölüm oranı yüzde 95’in üzerindedir. Abdominal aort anevrizmaları 65 yaş üstü toplumun yaklaşık yüzde 6.9’unda ve daha çok erkeklerde görülür. 

Rüptür ihtimali çap artışı ile orantılı olarak artar ve yüzde 60-70 olasılıkla ölümcül seyreder. Vakaların yaklaşık yüzde 70’i başka sebepler için araştırılırken kaza ile bulunur. Avrupa Kardiyoloji Topluluğu (ESC), 65 yaş üstü erkekler, 65 yaş üstü sigara içen kadınların, kardeşlerinde abdominal aort anevrizması olanların batın ultrasonu ile taranmasını önerir. 

Aort anevrizmaları ve diseksiyonlarının tedavisi cerrahi, endovasküler stent (EVAR/TEVAR işlemi-kasıktaki küçük kesilerden damara girilerek anevrizma veya yırtık olan aorta stent yerleştirilmesi) veya bunların bir arada kullanılması ile (Hibrid yaklaşım) yapılabilir. Endovasküler yaklaşımda ölüm oranı, hastane yatışı ve nekahat döneminin süresi daha azdır.
 

Tedavisi Nasıl Yapılır?


Dejeneratif aort stenozu yaşlı popülasyonunda görülen artışla beraber klinik olarak daha sık karşılaşılan bir durum olmuştur. 65 yaş üstündeki insanların % 5-7’sinde orta-ileri aort stenozu mevcuttur ve prevalans ilerleyen yaşla artar.  Etkin hiçbir medikal seçenek olmadığı için on yıllardır açık kalp cerrahisi ile aort kapak replasmanı  (AVR) yapılması aort stenozunun  standart tedavi yaklaşımıdır. Hastalığın doğal seyri göz önüne alınarak (semptomların ortaya çıkmasından sonra sağkalım genellikle 3 yılı geçmez), 1968’den bu yana minör semptomların ortaya çıkması durumunda bile hemen AVR uygulanması önerilmiştir.  Ancak, iyi bilinen EuroHeart Survey’i de içeren birçok çalışma göstermiştir ki hastaların 1/3’ünden fazlasında,  cerrahiye uygun olmalarına rağmen birçok nedenle (en sık;  ileri yaş ve komorbid hastalıklar) cerrahi yapılamamakta ve tedavisiz kalmaktadırlar. Bu nedenle ve cerrahinin mortalite ve morbiditesi nedeni ile daha az invazif tedaviler aranmış ve teknolojik gelişmelerle beraber TAVİ yöntemi ortaya çıkmıştır. TAVİ şu anda, cerrahi açıdan orta-yüksek riskli olan veya cerrahi yapılması mümkün olmayan aort stenozu hastaları için onaylanmış durumdadır.  Hatta, devam eden PARTNER-3 çalışması düşük riskli hastalar için TAVİ’yi cerrahiyle karşılaştırmaktadır. TAVİ cerrahiden farklı olarak atan kalpte gerçekleştirilmekte ve kardiyo-pulmoner bypass gerekmemektedir. Gerektiğinde anestezi verilmeden derin sedasyonla yapılabilir. Hastanın iyileşme ve normal hayata dönüş süreci de daha kısadır.